
“`html
Dünya düzeninin dinamikleri değişiyor: Nadir toprak kaynakları, dolar egemenliği ve merkez bankalarının altına dönüşü, küresel rekabetin merkezine yerleşiyor.
Küresel güç dengeleri yeniden şekillenirken, ülkelerin kamuoyuna yansıttıkları söylemler ile gerçek stratejik amaçları arasındaki uçurum giderek genişliyor. Trump ve Xi’nin gerçekleştireceği zirve öncesindeki gelişmeler, bu rekabetin yalnızca ticaret tarifeleri ile sınırlı kalmadığını, aynı zamanda jeoekonomik stratejik unsurların kimin elinde olduğuna dair daha derin bir mücadele içerdiğini ortaya koyuyor.
Xi’nin Askeri Yeniden Yapılanması: Güç Konsolidasyonu ve Tayvan Politikası
Çin’de Halk Kurtuluş Ordusu içinde gerçekleştirilen kapsamlı temizlik, Xi Jinping’in iç politik baskılarının dış politika üzerinde nasıl etkili olduğunu net bir şekilde yansıtıyor. Tayvan yanlısı askeri eylem taleplerine karşın Xi, doğrudan bir işgal yerine hibrit kontrol stratejisini benimsiyor.
Bu yaklaşım, Mao dönemine kıyasla parti ve ordu arasındaki dengeyi partinin lehine güçlendiriyor ve Xi’nin politik yaşamını sürdürebilme içgüdüsünü askeri maceracılığın önünde bir engel haline getiriyor.
Yeni Japonya–ABD İlişkileri
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, Trump yönetimi ile geliştirdiği yakın ilişkiler ve savunma bütçesini GSYİH’nın %2’sine çıkarma taahhüdü ile yeni bir dönemi müjdeliyor.
Çıpalama etkisi olarak bilinen psikolojik mekanizma, Japonya’nın 550 milyar dolarlık yatırımı büyük bir taviz olarak değerlendirilse de, %15’lik tarife tavanı karşısında elde ettiği uzun vadeli manevra alanı Tokyo’nun stratejik hedefleri doğrultusunda fayda sağlıyor.
ASEAN ve “Mahkumlar İkilemi”: Olasılıklar ve Koordinasyon Eksikliği
Vietnam, Malezya ve Endonezya’nın nadir toprak kaynaklarındaki potansiyeli, bölgeye stratejik bir önem kazandırma fırsatı sunuyor. Ancak ulusal çıkarların ön plana çıkması nedeniyle bölgesel iş birliği eksikliği, ASEAN’ı klasik bir “mahkumlar ikilemi” içine sıkıştırıyor.
Bu durum, 1970’lerde OPEC’in petrol kartelini kurduğundan önceki durumu akıllara getiriyor: Kaynak var, ancak iş birliği yok. Çin bu bölünmüşlükten faydalanarak arz zincirindeki hâkimiyetini koruyor.
Milei’nin Yönetimindeki Arjantin: İdeolojik Müttefiklik ve Hassas Destek
Arjantin’de Javier Milei’nin başarıyla tamamladığı seçim ve Trump yönetiminin sağladığı 20 milyar dolarlık kurtarma paketi, ekonomik araçlarla ideolojik ortakları destekleme çabasının modern bir versiyonunu temsil ediyor.
Ancak Hazine Bakanı Scott Bessent’in peso işlemi, kısa vadede siyasi nefes aldırsa da, yapısal reformlar olmadan sürdürülebilirliği yok. 1990’ların Arjantin deneyimi, dış destekli ekonomik modellerin kaçınılmaz şekilde çökmesinin örneğini sunuyor.
Güney Kore: Sermaye Kaçışı ve Politik Sonuçlar
Won’un değer kaybı ve sermaye çıkışı, ülkenin ABD’ye verdiği 350 milyar dolarlık yatırım sözü sonrasında artan iç baskının bir yansıması. Vatandaşların “değersizleşen won’dan kaçışı”, hükümetin dış politik tercihleri ile iç ekonomik güven arasındaki kırılgan dengeyi gözler önüne seriyor.
Bu durum, 1997 Asya krizi sırasında yaşanan sermaye dinamiklerini hatırlatıyor; fakat bu kez kriz, dışsal bir etki değil, ülke içindeki politik seçimlerin sonucu olarak ortaya çıkmakta.
Ticaret Savaşında Yeni Cephe: Nadir Toprak ve Soya Fasulyesi
Çin’in ABD’den soya alımlarını askıya almasi ve nadir toprak ihracatına sınırlamalar getirmesi, ticaret savaşının artık tarifelerden ziyade stratejik bağımlılıkların silah haline geldiğini göstermektedir.
Trump’ın %100 ek tarife tehdidi ve Xi’nin nadir toprak stratejileri, tarafların “chicken game” adı verilen müzakere teorisi çerçevesinde son dakika uzlaşma arayışında olduklarını işaret ediyor.
Altın Dönüşü: Bretton Woods’un Tersine Gidişi
Japonya Merkez Bankası’nın altın rezervlerini artırma hedefi ve merkez bankalarının fiziksel altına yönelmesi, dolar sistemine olan güvenin azaldığını gösteriyor.
1971’de Nixon’ın altın standardını bırakmasıyla başlayan süreç, bugün merkez bankalarının yeniden altına yönelmesiyle ters yönde ilerliyor. Bu durum, uluslararası para sisteminde Bretton Woods sonrası dönemin sona yaklaştığını işaret ediyor.
Fed ve “Körlemesine Uçuş” Dönemi
Devletin kapanması nedeniyle veri akışının durması, Fed’in faiz kararları öncesindeki belirsizliği artırdı.
Powell sonrası aday tartışmaları, para politikalarının giderek daha siyasi bir süreç haline geldiğini gösteriyor. Trump’ın yeni Fed başkanı seçim süreci, yalnızca ABD faiz politikasını değil, küresel finansal sistemin yönünü de etkileyecek.
Yapay Zeka ve Sosyal Sözleşmenin Yeniden Tanımlanması
Amazon’un 30.000 kişiyi etkileyen işten çıkarma planı ve yapay zeka yatırımları, iş gücü ve otomasyon dengesinin hızla değiştiğine dair bir gösterge.
Bu durum, 19. yüzyılın Luddite hareketine paralel bir biçimde, ancak fiziksel direnişten ziyade politik ve düzenleyici bir düzlemde yaşanacak yeni bir direniş ortaya koyuyor.
Üç Sürdürülemez Trend
-
Çin’in nadir toprak rezervlerini koruma çabası: ASEAN’daki koordinasyon sağlanabilirse, 3 ila 5 yıl içinde etkisini kaybedebilir.
-
Merkez bankalarının genişleyici para politikaları ile enflasyonu eş zamanlı olarak kontrol etme çabası: Para olarak paradoksal bir denklem.
-
Trump yönetiminin ikili ticaret anlaşmaları ile sistemi yeniden yapılandırma çabası: Kısa vadede kazanç sağlasa da, ABD’nin yumuşak gücünü aşındırma riski taşıyor.
Yeni Düzenin Eşiğinde
Gerçek etki Trump ve Xi’nin elinde; ASEAN ve Arjantin gibi ülkeler büyük güçlerin desteklerine muhtaç. Japonya ve Güney Kore, ekonomik potansiyellerine rağmen güvenlik bağımlılıkları yüzünden sınırlı hareket kabiliyetine sahip.
Olası bir Tayvan krizi, Fed’in aşırı sıkı para politikası veya nadir toprak zincirindeki kırılmalar, küresel sistemi domino etkisi ile sarsabilir.
Ancak Henry Kissinger’in dediği gibi:
Can İlker, Stratejist – Düşünür
Atilla Yeşilada ve Güldem Atabay tarafından hazırlanan özel raporlarımıza abone olmak ister misiniz? Raporlarımız kurumsal müşterilere yöneliktir ve abonelik ücreti gerektirir. Detaylı bilgi almak için bizimle iletişime geçin: [email protected]
“`
