Güncel

Sert Bir Dönemin Portresi: Yavuz Sultan Selim

“`html

Tarih, büyük kişilikleri çoğu zaman tek kelimeyle tanımlar. Bazıları yenilikçi, bazıları savaşçı ya da reformist olarak anılırken; bazı hükümdarlar ise birçok sıfatı bir arada taşıyan karmaşık figürlerdir. İşte Yavuz Sultan Selim de bu özel kişilerden biridir. Babası II. Bayezid’in ihtiyatlı ve uzlaşmacı yönetim tarzında yetişmesine rağmen, bu yaklaşımın sorunları çözmede yetersiz kaldığını gözlemlemiştir. Yavuz’u farklı kılan, bu gecikmelere katlanamayışıdır.

Atalarının çoğu Batı’ya yönelirken, Yavuz bilerek Doğu’ya doğru ilerlemiştir. Bu tercihi, klasik bir cihangirlik arzusu mu, yoksa imparatorluğu koruma çabası mıydı? Bunu incelemeye çalışacağım.

Tahtı Ele Geçirişi

Yavuz’un tahta çıkışı, Osmanlı tarihinin olağan bir veraset süreci değildir. II. Bayezid’in yönetim anlayışı, devletin merkezi otoritesini zayıflatmıştı. Yavuz, bu zayıflığı deneyimleyen bir şehzade olarak sadece iktidarı devralmakla kalmayıp, aynı zamanda yönetim şeklini de yeniden şekillendirmiştir.

Babasını ve kardeşlerini ortadan kaldırması, daha çok ahlaki bir tartışmadan ziyade, Osmanlı’nın çok başlılığa tahammül etmediğine dair güçlü bir işarettir. Ancak bu eylem, hanedanın iç bağlarını onarılamaz şekilde koparmıştır.

Kardeş Katli

Yavuz döneminde kardeş katli, bir gelenek olmaktan çıkıp, amaçlanan bir devlet politikası halini almıştır. Tehdit algısı, henüz gerçekleşmemiş olsa bile yeterli bir sebep olarak görülmüştür. Yavuz, kardeşi Şehzade Korkut’u, isyan olasılığı nedeniyle öldürttü.

Bu yöntemin hemen etkisi, devleti hızlı bir şekilde toparlamak olmuştur; fakat yönetim, korku ve zorunlu itaate dayalı bir zemine oturmuştur. Bu acı gerçek, Yavuz’dan sonra da sürmeye devam etmiştir.

Safevî Tehdidi

Safevî meselesi, Osmanlı tarihinde bir sadakat krizine neden olmuştur. Şah İsmail, Anadolu’da yalnızca askeri değil, ideolojik bir zemin de oluşturmuştu. Yavuz’un buna verdiği sert tepki, Anadolu’daki çözülme endişesinden kaynaklanıyordu. Türk ve Müslüman bir devlet olan Safevîler ile yıllarca sürecek düşmanlıklar yaratmıştır.

Çaldıran Muharebesi

Çaldıran Savaşı’nın bu çerçevede ele alınması tarihin adil bir ifadesidir. Osmanlı ordusunun ateşli silahlar bakımından sahip olduğu üstünlük ve Yavuz’un kararsızlığa tahammülsüzlüğü, savaşın sonucunu belirlemiştir.

Savaş sonrasında Safevî yayılması sona ermiş ve Doğu Anadolu kesin olarak Osmanlı kontrolüne girmiştir. Yavuz’un burada kazandığı zafer, atalarının Batı’daki fetihlerini tekrarlamamış, kalıcı bir başarı sağlamamıştır.

Atalardan Ayrılış

Yavuz Selim’in Doğu’ya yönelişi, atalarından bilinçli bir kopuştur. Batı’da ilerlemek uzun bir diplomatik süreç gerektirirken, Doğu’daki tehdit acil müdahale bekler. Bu nedenle Yavuz hızlı hareket etmiştir; ancak bu hız, kalıcı yapılar inşa etmek yerine yalnızca askeri başarılar sağlamıştır.

Mercidabık Savaşı

Mercidabık Savaşı, yalnızca Memlük Ordusu’nun yenilgisiyle değil, aynı zamanda Kahire merkezli eski İslam siyasal yapısının sona ermesiyle de anlam kazanmaktadır. Bu savaşla İslam dünyasının merkezi İstanbul’a kaymıştır.

Yavuz, bu alanda bir dönemi kapatmış ve yeni bir düzenin kapısını aralamıştır.

Ridaniye Savaşı

Ridaniye’de kazanılan zafer sonrası Memlük devletinin yıkılması, Osmanlı’nın bölgesel güç olmasının ötesine geçmesini sağladı. Mısır’ın fethiyle; ticaret yolları, kutsal şehirler ve ekonomik merkezler Osmanlı yönetimine girmiştir. Ancak bu genişlemenin yönetimi Yavuz’un yaşamının ömrüne sığmamıştır.

Halifeliğin Geçişi

Halifeliğin Osmanlı’ya geçişi, Yavuz’un önceden planladığı bir ideolojik hamle değildi; bu unvan onun döneminde daha çok sembolik bir anlam taşıyordu. Gerçek siyasi içeriği, oğlu Kanuni döneminde şekillenecekti.

Yavuz’un yönetim tarzı hızlı, sert ve sürekli müdahalelere dayanıyordu. Bürokrasi hızla değişirken, toplum da bu duruma uyum sağlamakta zorlanıyordu. Kalıcı ve sistemli bir yapının yerine, kriz çözme refleksi ön planda tutularak devlete kurtarıcı bir müdahalede bulunmuştur.

Kısa ama etkili saltanatı, Osmanlı tarihinin yönünü köklü bir biçimde değiştirmiştir. Selim, ne dedesi Fatih Sultan Mehmet gibi bir kurucu liderdi ne de oğlu Kanuni gibi bir düzenleyiciydi. Tüm aksaklıkları ve yanlışları üstlenen geçici bir güç olarak tarih sahnesinde yer buldu.

Sonsöz

Yavuz Sultan Selim’i anlamak için onu ve dönemi derinlemesine incelemek gerekmektedir. O, babasının zayıf yönetimini toparlamak adına Osmanlı’nın gazilik unvanını bir kenara atmış ve eleştirilen yönleriyle tanınmıştır. Yavuz’un mirası, fazlasıyla karmaşık; güçlü ama eksik, hızlı ama sert bir lider olarak tarihe geçmiştir. Bu dünyadan hatasıyla sevabıyla bir Yavuz Selim Han geçti.

Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yavuz’un bu hamlelerini cihangirlik için mi yoksa devletini korumak için mi yaptığını düşünüyorsunuz?

Unutmayalım ki Yavuz, büyük bir admiration yanı sıra mesafe de gerektirir.

Yeni yazılarda buluşmak dileğiyle…

Kapak Fotoğrafı: Gloya Borski – Askeri Müzesi, İstanbul

“`

Başa dön tuşu